Tamam boylu boslu ve çok karizmatik, ama kadınların Kenan İmirzalıoğlu
adını duyduğu anda pelte kıvamına gelmesinin nedenini anlamıyordum.
Şimdi biliyorum. Sadece büründüğü karakter gereği gözlerinin içi
gülerek bakan bir adam değil Kenan İmirzalıoğlu, rol kesmiyor. Çok
zarif, çok içten. Sevgilisi Zeynep Beşerler’in yerinde olmak isteyen
kadınlara hayallerinizin
prensinin en karanlık ve en renkli yönleri burada...- Ejder Kapanı’nda cinayet masası amirini canlandırıyorsunuz. Çekimler öncesinde cinayet masasından polislerle görüştünüz mü?
Hem İstanbul’da hem Urfa’da filmdeki
olaylara benzer vakalar yaşamış polislerle konuştuk. Onların
hissettiklerini, duygularını anlamaya çalıştık. Filme çok katkısı oldu
bu sohbetlerin.
- Hikâyede cinayetler, tecavüzler var. Bu konularla onca zaman geçirmek psikolojinizi etkilemedi mi?
İşin tuhaf tarafı; keyifle başlamıştım ama
filmin içinde pek öyle olmadım. Gelgitli bir haldeydim.
Etkilenmediğimi, işimi yaptığımı düşünüyordum ama şimdi bakınca
görüyorum; işimle birlikte, belki işimi yapabilmek için, ruhum karanlık
bir yere gitmişti o dönem.
- Filmde intikam duygusuyla seri
cinayetler işleyen bir katil var. Siz hiç öldürebileceğinizi
düşündüğünüz kadar öfkelendiniz mi birine?
Bu memleket adına bir şeyler yaptığını
düşünüp aslında çok büyük zararlar veren bazı insanlar var. Özellikle
birilerini öldürerek... Vatan aşkı, millet aşkı uğruna bunu yapıp
memlekete büyük zarar veriyorlar. Yine de onları bile öldürmek gelmiyor
içimden. O insanlara çok sinirleniyorum, canım sıkılıyor ama öldürmek
benim hamurumda olan bir şey değil.
ÜSTÜ KAPATILMIŞ BİR KONU
- Sizce devletin sağlayamadığı adalet, bireysel adaletle sağlanabilir mi?
Bu işin bir doğrusu var, o da hukuk devleti
olması gerekliliği. Adaleti sağlaması gereken, hukuk devletinin
birimleridir. Her birey kendi adaletini kendi sağlamaya kalkarsa kaos
olur. Ejder Kapanı “Ne kadar haktan yanayız, ne kadar adaletli
davranıyoruz”u sorgulatıyor. Filmde hukuk devleti kazanıyor.
- Filmin gösterime girmesi Ağca’nın
tahliyesine denk düştü. Tam da adaletin sorgulandığı bu dönemde, filmi
izleyenler adaletin ne kadar doğru sağlandığını daha mı çok
düşünecekler?
Öyle baktığınız zaman, memlekette o kadar
çok olay var ki! Hangisiyle örtüştürsek ötekiler açık kalır. O yüzden
bu konulara hiç girmeden, filmin kendi içindeki kurbanlarını düşünmeli.
Çünkü pedofili Türkiye’de çok üstü kapatılmış bir olgu. Konuşulmaması,
olmuyor demek değil. Dillendirilmiyor. Bunun nedenlerinin gündeme
gelmesi gerek. Medeni ülkelerde çözümleme tek merkezden yapılıyor. Önce
karakola sonra savcıya ifade verip, ardından mahkemede anlatmıyor...
Tek bir birimden çözümleniyor. Umarım filmle ilgili tartışmalardan
sonra ülkemizde de böyle sağlıklı çözümlerin getirileceği bir zemin
oluşur.
- Sizi hep ‘ağır abi’ rollerinde mi göreceğiz?
Bir iş gelince “Bu komedi, oynamayayım”
demiyorum ki. Projeye bakıyorum; senaryo güzel mi, derdini
anlatabiliyor mu, bunun içinde benim rolüm nasıl? Esas olan bu. Çok
güzel romantik komediler yazıldı, bana teklif edildi de ben mi
oynamadım? “Sizi şu filmde görseydik çok hoş olabilirdi”
diyebileceğiniz bir rol var mı?
- Mesela Notting Hill’de görmek isterdim sizi.
Emin ol, ben de isterdim. Emin ol. Ama Notting Hill burada çekilmedi.
- Günlük hayatınıza da yansıyordur rolleriniz, o sert imaj sizi kısıtlamıyor mu?
İmajın ve duruşun bir kısıtlaması vardır ama
ben o imajdan çok da farklı değilim. En değerli imajın samimiyet
olduğunu düşünüyorum. Neysem oyum; iyi ve kötü taraflarımla...
- Hep tertemiz tıraşlısınız ve koyu renk giysiler giyiyorsunuz. Canlı renkler delikanlıyı bozar mı?
Delikanlıyı hiçbir şey bozmaz. Benim için kıstas delikanlı olmak değil; insan olmak, adam olmak.
- Çekimler sırasında bıyığa alışmak zor olmadı mı?
Yandım Ali’den bıyık tecrübem vardı, o
yüzden yabancılık çekmedim. Hatta zaman zaman bıyığı seviyorum. İfademi
iyice sertleştireceğini düşünüyordum ama bununla beraber zaman zaman
sempati bile katıyor.
- Filmde Berrak Tüzünataç’la öpüştüğünüz sahne bıyıklar yüzünden İbrahim Tatlıses havası yaratıyor...
Filmdeki karakterim Urfalı, bir benzerlik
kurduysanız ne mutlu bana! İbrahim Tatlıses de Urfalı. Demek ki
karakterimi iyi canlandırmışım.
Ömer’in vicdanı bana daha yakın
- Ezel’in kanal değiştirmesi izleyiciyi etkilemeyecek mi?
Çok etkileyeceğini düşünmüyorum çünkü
izleyici dizideki hikayeyi takip ediyor. Hikâye değişmediği sürece
kanal değişikliği sorun değil.
- Siz izleyici olsanız, Ömer’i mi Ezel’i mi daha çok seversiniz?
Zor soru. Ömer’i seviyorum. Ömer’in insani
tarafını; vicdanını, kötülüğün karşısında hâlâ “İyi ne yapabilirim”
demesini, intikam alırken bile “Bunlar benim eski arkadaşlarımdı” diye
düşünmesini kendime daha yakın buluyorum. Ama Ezel olmasa Ömer ya
ölmüştü ya da hapisteydi.
- Hayatta kalabilmemiz için hepimizin içinde biraz Ezel mi olmalı?
Dünya öyle bir hale geldi ki düşünmek
gerekiyor. Kalbimizi iyi ve temiz tutmalıyız ama kalbimizin
kirlenmemesi için akıllı ve uyanık da olmak gerekiyor. Çünkü Ömer kadar
saf olursan birileri sana çok büyük
kazık atabiliyor. Sevgi dolu bir kalpken, intikam dolu biri olabiliyorsun.
-Ramiz Dayı’nın sözleri çok konuşuluyor. Sizin en sevdiğiniz sözü hangisi?
Ramiz Dayı’nın sevilecek çok sözü var. “Şunu
bil ki, sen sen değilsin” çok düşündürücü. İnsanların çoğu zaman
kendilerini pek tanımadıklarını, kendi gerçekleriyle gerçekten
yüzleşmediklerini düşünüyorum. Şehir hayatı bize birtakım kalıplar
veriyor, onların içine giriyoruz. O kalıpların içinde ne kadar
kendimiziz, ne kadar özgünüz.
Kapıda rahat bıraksalar yine Mojo’ya giderim
- Sıkı bir rock dinleyicisiymişsiniz...
Doğru. Lisede rock dinlerdim, üniversitede
metal müziğe kaydım. Sıkı bir Metallica hayranıydım. Iron Maiden,
Sepultura, White Snake, Rush, Dream Theater severdim. Böyle sıkı metal
dinlediğim bir dönemim oldu. Deep Purple gibi benim için nostaljik
grupların long play’lerini alıyorum artık. Şimdi yaş kemale ermeye
başlayınca cazı tercih eder oldum.
- Eskiden daha çok Mojo’ya, Hayal
Kahvesi’ne giderdiniz. Hayat tarzınız değiştiği için mi artık Nişantaşı
taraflarına gidiyorsunuz?
Mojo’nun önünü rahat bıraksalar yine oraya
gitmeyi tercih ederim. Benim 98- 99’dan beri gittiğim bir yerdi. O
zamanlar insanlar Kuruçeşme sahilindeki yerlere giderdi. Biz de
Taksim’de rahat rahat müziğimizi dinleyip, evimize dönerdik. Fakat
şimdi öyle hale geldi ki, Mojo’nun kapısının Reina’nın kapısından farkı
kalmadı. Rocker bir mekandan çıkınca, popülersiniz diye bir anda
flaşların patlaması, kamera ışıklarının gözünüze tutulması, sorular
sorulması çok konforlu değil. Rahat alanı bulmak için bir yere
gidiyorsun, sonra gecenin üçünde kameraya konuşmak işe geri dönmek gibi
oluyor. O özgürlüğü bulamadığım için gitmiyorum artık oralara.
EJDER KAPANI
Bu filmi mutlaka izleyin. Dexter dizisini ya
da Quantin Tarantino filmlerini seviyorsanız çok beğeneceksiniz.
Oyunculuklar, beklentinizden bile iyi. Ama Ejder Kapanı’na giderken
kahve içmeyin, çok tuzlu mısır yemeyin. Zaten yeterince kalp çarpıntısı
yaptırıyor film. Sert sahnelerden yorulduğunuzda nefes almak için
Berrak Tüzünataç’ın belinin inceliğine, gözlerinin rengine dalabilir;
Kenan İmirzalıoğlu’nun gerçek hayatta bıyık bırakmamasına
şükredebilirsiniz. Ama emin olun kafanızı uzun süre böyle şeylerle
oyalayamayacaksınız çünkü tempo bir saniye bile düşmüyor. Film
bittiğinde bir an önce temiz havaya çıkmak isteyeceksiniz.
GAZETE HABERTÜRK-HT CUMARTESİ-HEJA BOZYEL